Sunday, November 30, 2014

Herkesin İçtiği Su


(İfham Gazetesi – 1919)

Ling-Yu gayet akıllı, ihtiyar bir imparatordu. O kadar ilerlemeyi severdi ki halkın geçmiş ile hiçbir alakası kalmamasını temin için bütün Çin’in eski kitaplarını, eski kütüphanelerini yaktırmıştı. Çinliler adeta onun tanrılığına bile inanır gibi oluyorlardı. Derlerdi ki:

Ling-Yu, Dünyada Allah’ın dehasından bir örnektir.

 Devri; rüyasız, yorgun bir uyku gibi geçiyordu.

 Bir gün huzuruna bir soylu girdi. Secdeye kapandı.

 – Efendimiz, baş müneccim geldi, mutlaka size bir şey arzetmek istiyor, dedi.

Sunday, October 12, 2014

Uyandırma Servisi

İki akşam önceydi. Bu Eylül'de liseye başlayan kuzenim bir kompozisyon konusu hakkında değerli(!) fikirlerimi istiyordu. Konu "Uyandırma Servisi". Allah Allah dedim bu ne değişik bir konu. Adı üzerinde uyandırma servisi Telekom'un abonelerine sağladığı bir çeşit sabah alarmı. Hiç kullanmadık ama eskilerden biliyorum, numaranızı ve uyanmak istediğiniz saati sisteme kayıt ettirirdiniz, onlar da sizi o saatte ararlardı. Benim bile hayal meyal hatırladığım bu servis hala kullanılıyor mu bilmiyordum. Şimdilerde mazi olmuş bir hizmet ile ilgili neden Z kuşağı gençliğe bu konu veriliyordu ? Hayretti doğrusu. Yani, çalar saatler, alarmlı telefonlar varken uyandırma servisini kim kullanırdı ki ? Aklıma bu konuda verilecek bir fikir gelmiyordu.

Wednesday, October 8, 2014

Kredi Kartsız İnternet Alışverişi İçin Çare: İninal Kart

Alışveriş alışkanlıklarının değiştiği bir yüzyıldayız. Artık bir şey alınacaksa çarşı pazar gezmek yerine internette satış yapan siteleri dolaşmak tercih ediliyor. Ödeme hususunda "para peşin kırmızı meşin" olayı da şekil değiştirerek devam ediyor elbette. Kapıda nakit ödeme, havale, posta çeki, kredi kartı gibi seçenekler mevcut. Ödeme şıkları çok şık lakin bana uymuyor. Benim gibi hiçbir bankayla ilişiği olmayan kişiler için kredi kartı bir seçenek olmaktan çıkıyor. Kapıda ödeme ile çoğu zaman ek ücret veriyorsunuz, ki bu alacağınız şeyi piyasa fiyatına getiriyor. Havale, eft, posta çeki gibi yöntemleri de zahmetlerinden ötürü eliyorum. Böyle böyle 24 yaşıma değin internetten bir iğne almış insan değildim. Ama kabul edelim bazı ürünler daha ucuz. Mesela kitapçıdan bir kitap almışım 20 tl. Nette bakıyorum fiyatı 15 tl. Şimdi efendim öğrenciyseniz 5 tl az para değil, lütfen. Kredi kartı sahibi olmak istemiyordum. Ve fakat bu online alışveriş olayını da halletmem lazımdı. Biraz araştırmayla bir çözüm buldum.

Saturday, August 30, 2014

Helal Gıda Eğitimi ve Gimdes

Bu yazıya bir ayet başlangıç noktamız olacak:

"Ey insanlar, yeryüzünde bulunan şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin; sakın Şeytan`a ayak uydurmayın, onun izinden gitmeyin. Çünkü o sizin açık düşmanınızdır."
Bakara Suresi 168.Ayet


Bugün Gimdes (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalama Araştırmaları Derneği)'in Helal Gıda Eğitimi programına gittim.
Bu derneğin helal gıda konusundaki çalışmalarını ve firma sertifikalandırma faaliyetlerini daha önceden duymuştum. Ama katıldığım programla derneğin çalışma prensibini vizyonunu misyonunu ve uzman kadrosunu yakından tanıma imkanı buldum. Samimiyetlerine inandığım, helal ve tayyip yiyecek konusunu kendilerine dert edinmiş insanlar.

Bu konu dert edinilmeyecek gibi değil hakikatten. Gırtlağımızdan geçen her bir lokmanın sağlığımızdan imanımıza kadar hayatın her noktasında bizi nasıl etkilediği aşikar bir gerçek. Bugün insan suretli, domuz siretli canlılarla birlikte yaşıyorsak bunun en büyük sorumlusu  harama batmış insanlıktır. Bilinçli müslümanlar olarak bilinçi nesiller yetiştirmek bizim görevimiz.

Monday, August 4, 2014

Çok korktum Allah'ım

Kaza ve kaderin Allah'tan olduğuna iman ederim. Bela ve musibetler bir imtihan olduğu kadar,  kulluğumuzu gözden geçirmemizi sağlayan olaylardır aynı zamanda. Ben böyle düşünüyorum ve başıma gelen her olayda kendimi sorgularım.
Bugün bir trafik kazası yaptık. Memlekete gitmek için yola çıkmıştık. Köyümüze varmaya 20 kilometre kadar kalmışken yol üzerindeki bir başka köyde BoOoMmM...KAZA...

Sunday, July 13, 2014

Gazze Risalesi

...
II 
Gazzeli Yusuf, oğlum, keder de aynı dili konuşuyor 
dünyanın her yerinde, 
umut da aynı dili konuşuyor, 
tıpkı nefretin ölümün dilini
sevginin hayatın dilini konuşması gibi,
tarihin her döneminde...

ben, yeryüzünün yaşlı şairlerinden biri, 
taşların, otların, kuşların dilini 
çözmüş sanırdım kendimi. 
ama Gazzeli çocuklar üstüne 
insanların kendi diliyle konuşmaya başladığımda 
titriyor, boğuklaşıyor sesim 
ve orada bombalanan okullardan, 
yıkılan hastanelerden, yerle bir edilen 
vicdanın yıkıntıları arasından yükselen 
katıksız, falsosuz ve Gazze gibi de haklı sesini 
çıkarmakta zorlanıyorum, insan yüreğinin. 
çıkarsam da, tutturamıyorum rengini, tınısını, 
bir ucu insana, öteki tanrıya varan o sesin. 
tuttursam da, duyurmakta zorlanıyorum onu, 
yeryüzünün öteki çocuklarına

çünkü bakıyorum, onlardan kimi
kulaklarına kulaklık geçirmiş,
bilmem hangi rakçının 
özgürlüğü, demokrasiyi öven
savaş aleyhtarı şarkılarını dinliyor
dinlesin, diyeceksin, 
dinlesin, güzel değil mi, iyi değil mi?   

kimi dağlarda koyun, keçi otarıyor, 
otarsın, bu da güzel, bu da iyi! 
kimi sinemada, kimi luna parkta, kimi okulda, 
kimi dileniyor sokakta, 
kimi mendil, kimi simit satıyor, 
kimi ilahi söylüyor bir tapınakta,
pek azı bilgisayar başında, 
pek pek azı da bilgi-hüner peşinde v.b. 
bunların hepsi güzel, 
hepsi güzel ve iyi, 
oyunun, oyun olması için de gerekli.   

ama, onlar bu güzel ve olağan işleri yaparken, 
Gazze’de, sizin orada, bunların hiç birini 
hiç birini yapmanıza izin vermeyen 
çocuk katillerini, anne katillerini 
ve seni düşündükçe, oğlum, 
seni ve kardeşlerini, 
ben yeryüzünün hüzün şairi,

sormak geliyor içimden: 
biz, bütün bir insanlık, 
‘birleşmiş milletler’, birleşmiş mücrimler, 
cin taifesi, melek taifesi,
şeytan ve Yüce Tanrı, 
hangi oyunu oynuyoruz bu tiyatroda, 
hangi oyunu, onlarca yıldır, 
hangi oyunu, böyle kan revan içinde?

bu kadar bebek ölüsüyle, 
bu kadar çocuk ölüsüyle, 
bu kadar anne ölüsüyle, 
bu kadar seyirciyle 
ve bu kadar sessizlikle…   

gökleri dolduran bu sessizlikle,
cenneti, cehennemi, ârafı, 
yerin altını, yerin üstünü 
kana boyayan bu sessizlikle 
hangi oyunu oynuyoruz, 
hangi oyunu, tekrar tekrar, 
hangi oyunu, bu cehennemde?   
...
Cahit Koytak

Saturday, June 14, 2014

Nurettin Topçu ve Türkiye'nin Maarif Davası

Nurettin Topçu (1909-1975) Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe doktorası veren ilk Türk. İslam felsefesi, ahlak, isyan ve eğitim üzerine yazılar kaleme almış, hala ülkemizde gereken ilgiyi görememiş, davası olan müthiş bir mütefekkir. Ben Nurettin Topçu'yu ilk kez İbrahim Tenekeci'nin yazılarındaki alıntılarıyla tanıdım. Bir kitabın sizi başka bir kitaba götürmesi tıpkı, yakın bir arkadaşınızın sizi başka bir arkadaşıyla tanıştırıp o kişiyle de yakınlık kurmanız gibi. Bu benim için hayırlı bir tanışıklık oldu. Düşünce yapıma yeni bir şekil ve fikir inşama yeni tuğlalar ekledim. Nurettin Topçu'nun pek çok anlamda beni silkelediğini ve kendime getirdiğini söyleyebilirim. Böyle kıymetli bir insanın, bloğumu takip eden yahut gören kişilerce de tanınmasını istedim.

Nurettin Topçu'nun Dergah yayınlarından çıkan Türkiye'nin Maarif Davası kitabını eğitimci olsun olmasın çocuk yetiştirme potansiyeli olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de kangren hale gelmiş eğitim sistemindeki çıkmazlara çözüm mahiyetinde bir kitap. Yazarın 1940-70 yılları arasında kaleme aldığı yazılar da gösteriyor ki; hala debelenmekte olduğumuz sorunumuz aslında kökleri derinde olan bir problemdir ve bu yüzden yıllar öncesinde yazılmış yazılar hala bize hitap edebilecek güçtedir.

"Millet ruhu ile bağları kopartılan bugünkü okul, millete insan yetiştirme için değil fabrikaya usta yetiştirmek için çalışıyor. Ruhsuz, idealsiz, inançsız bir öğretim gençliğe karakter yerine hüner verecek ve insanı elbette aşağı canlıların hizasına indirecektir."

"Üç asır önce içtihad kapısını kapayan ellerin tüyler ürpertici taassupla çürüttükleri İslâm düşüncesine Aristo'nun mantığını ve kıyas metodunu tatbik etmeleri maarifimizi ruhtan ve realiteden, daha doğrusu insandan ayırdı. Kurtuluş yolunu arayanlar geçen asrın sonlarından başlayarak kısa aralıklarla hamleler yapıp Batı kültür ve maarifine sığındılar. Yeniler, bunaltıcı karanlıktan sıyrılmanın çaresini her şeyden önce kendi varlığımızdan sıyrılıp uzaklaşmada aradılar."

"Bin yıllık şan ve şeref olaylarıyla dolu tarih sahibi bir milletin bu kadar kısa zamanda bütün geleneklerinden ve kendi özel yapısından soyunup sıyrılması dikkatle üzerinde durulmaya değer bir olaydır."

"Harf inkılabı yüzlerce yıllık milli kültürle bağları koparmıştır. Bugün edebiyatımızı hakkı ile bilen birini bulmak veya böyle birinin yetişmesini beklemek hayâl oluyor."

"Batılı kelimelerin hücumu ile renk renk maskeyle örtülmüş yüze benzetilen dilimiz korkarım ki bu gidişle bir gün Türk'ün ruhu ve Türk dilinin esasları ile anlaşılması imkansız hale gelecek ve sonunda Türk dili diye bir millet dilinin varlığı tanınmayacaktır."

"Bugünkü maarif fen ve teknik maariftir. Esasen asrın başından bu yana ilk, orta, yüksek öğretimde ahlâkî kültür gerilemekte, onun yeri fen ve teknik kültürü ile doldurmak istenmektedir."

"Esasen ruha çevrilmeyen bayağı neşriyatın çokluğu ve serbestliği, gençlerin ilgisini çekerek ciddi ve ilmi eserleri okuma imkanlarını bugün pek azaltmıştır."

"Önce metafiziğin Allah bahsi lise programlarından çıkarıldı, sonra Allah'a götürüyor diye ruh bahsi de atıldı. Daha sonra varlık üzerine düşündürdüğü için bütün metafizik bahisleri lise felsefe programlarından çıkarıldı. İnsanı tanıtan ahlâk bahsi ise felsefe programlarının ufak bir köşesine sıkıştırıldı."


Nurettin Topçu - Türkiye'nin Maarif Davası


Thursday, May 22, 2014

Kof bir ceviz tanesi...


"Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. Gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim."
Sabahattin Ali ~ Kürk Mantolu Madonna

Monday, May 19, 2014

Aklımdan çık ! Almanya'dan Oğlum Gelcek !

Aklımdan çık
Kontratın doldu
Sözleşme yenilenmeyecek
Hor kullandın çok
Kurcaladın sağı solu
Böyle miydi orası
Yetmiyor zaten kirası
Aklımdan çık !
Almanya'dan oğlum gelecek.


-Leyli

Wednesday, May 14, 2014

Deney Hayvanları Kursu Kabusu

Günlerin haftaları haftaların ayları kovaladığı uzunca bir zamandan sonra tekrar buradayım. Sürekli ve düzenli eylemlerin ifası hususunda ciddi sorunlarım var. Blog güncellemesi yapamamak da bunlarda birisi. Aşırı aşırı üşeniyorum. Ve artık malum çağ,  PC başından çok  kendi pek akıllı bizi ise gittikçe gerizekalı yapan telefonlarımız ile vakit geçiriyoruz. Hayatı kolaylaştıracağı söylenen tüm aletlerin, insanı korkunç bir atalete sürüklemesi cabası. Neysecime bunlar uzun ve ilave konularda işlenmesi iktiza eden hallerdir. Ben meseleme bakayım.

Şubat itibariyle yüksek lisansa başladım. Sağlık bilimleri enstitüsü eczacılık fakültesi biyokimya bölümüne kabul edildim. Aslında ben de onları kabul ettim. Ama şimdilerde biraz pişmanım. Tez danışmanım gerekli deneyleri hayvanlar üzerinde yapacağımız için etik kurulundan geçmemi sağlayacak "deney hayvanları eğitimi sertifikası" kursuna gitmemi istedi. Ben kim hayvanlarla yakın temas kim ! Hayır bir kedim bile yok anlıyor musun ? İnsan dışında nefes alan ve kımıldayan tüm canlı türlerden korkuyorum. Ve bana diyorlar ki; al bu fare al bu sıçan ( not: fare ile sıçan farklı hayvanlardır. ) tut bunları. Yoo dostum yoo o kadar uzun boylu değil.

Saturday, February 8, 2014

Zaman akar, insan bakar


Zamanın akışı habersizce ve sonra fark ettiğimizde canımızı yakışı.Pişmanlıklar hep yakada mendil gibi.Dün de geç kalmıştık.Bugün de geç kaldık.Yarın da geç kalacağız.İnsanoğlu böyleyiz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...